20 Eylül 2008

Gavur İzmir

Gavur İzmir lafına çok gülüyorum yahu. O yüzden başlığa koydum. Baktıkça kıkırdayayım istedim. Umut'un Güzel İzmir başlıklı gönderisini gördüğümde "ulen ben de gavur İzmir koyyim bari" diye içimden geçirmiş idim. Ama bu içimden geçirişin, arada derinlerimde bi yerlerden kopup gelen, tüm benliğimi sararak beni esiri eden ve "sınır tanımayan arıza hatunlar" kategorisindeki konumumu sağlamlaştıran, "Umut ne yaparsa ve ne derse ve ne isterse tersini yap" dalgasıyla hiç alakası yoktu. Öhöm, neyse konuyu dağıtmayalım: Gavur İzmir deyişimin ne o ilk akla gelen siyasi dallamalıklarla (yazmayalı ağzım da bozulmuş, haydin hayırlısı), ne de İzmir'e yönelik bir düşmanlıkla alakası yok. Sadece bu tamlamayı çok feciiii komik buluyorum. Onca zamandır yazmayışımda da, bir türlü bu bir haftalık İzmir macerasını kaleme alamayışımın etkisi olduğunu düşünürsek aslında gavur diyebiliriz kendisine. Tabii pek güzel olmasının da etkisi var. Aman ya neyse ne, amma uzattım, ez yuujıl.
28'inde bir insan olarak, İzmir'i daha bu yaşımda yeni görmüş olmam size de garip gelmiyor mu? Şahsen bana pek geldi. Ya fırsat olmamış, ya başka bişiy olmuş, ben bunca zaman görmemişim bu herkesin görmüş olduğu ve durumuma "auvvv" diye şaşırdığı şehri. Ha, gördüm dediğim de, arabadan gördüm, hehe. Çünkü esas olarak İzmir' e yakın bir kaç yer gezdim o kadar. Beğendim de.
Hikaye, benim Balıkesir'e gitmem ve Umut&anne&baba ile yapılan sabah kahvaltısı sonrası İzmir yollarına düşmemizle başladı.
İlk durak Selçuk idi. Sıcaaaaaaaaaaaaaaak diye ciyak ciyak geçen bir seyahat.
Bi miktar dinlenme ve Şirince..
Şirince'ye bayıldım. Bayılmamda, Sevan'ın Müjde'ye ettiği ve aile içi şiddetle haşır neşir bir insan olarak bu konu üzerine yapılan tartışmalarımızın mistik bir etkisi var mıdır, bilemen. Köye girişteki sıcak görüntülerden daha sıcağı, köyün içine dalışımız ve teyzelerle samimi sohbetler edişimiz, köpek havlamalarından tırsışımız (malum, travmam var), tabi ki kiliseyi dolanışımız, bol foto çekişimiz ve köyün öğleden sonraki en mahmur hallerine tanık oluşumuzdu.
Şirince'den sonra akşam yemeğini Kuşadası'nda yeme fikri ilk başta kulağa hoş gelse de, yıllarca Kuşadası diye hayal ettiğim yerden çooooooooook öte bir yerle karşılaşacağımı kim bilebilirdi? Elbette gerizekalı gibi, turkuaz denizin ortasında bir ada ve üstündeki tek tropikal ağaca tünemiş öten binlerce kuş hayal etmemiştim. Ama, pesss! dedirtecek denli bir betonarme görüntüye nazır akşam yemeği de değildi hayal ettiğim.. Yimeeemizi yidik, hava karardı, ortalık daha da canlandı ve kısa gezintimiz esnasında ilginç sahnelere gark oldum. Hiç bu kadar çok, geometrik şekil olarak sıralanmış, hepisi birbirinden upuzun ve incecik rus hatun gördüğümü hatırlamıyorum. Nasıl bu kadar kusursuz olabiliyorlar, ilginç. Neyse devam edelim.
Ertesi sabah, erkenden Efes'e gittik. Efes gezimiz şahaneydi, a dostlar. Bir adet müze kartım oldu, bir takım teatral gösteriler izledik, feci bir sıcağın altında milyonlarca turist ve biz, dört nala koşarak, tarihe yolculuk yaptık. Ancak, bu unutulmayack ve çok eğlendiğimiz geziyi anarken, Sezar'ın hakkı Sezar'a diyorum ve Umut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisine ne inceden bir mesaj vermiş, ne de direkt söylemiş idim. Fakat, o süreçte de (yani atletlikten önce) turist rehberliğine soyunan sevgilim, sen otur tatil öncesi Efes çalış rabia'ya anlatcam diye, bana pek güzel rehberlik etti. Kendisini burada kimbilir yine hangi esprime kıkırdarken ve fakat kitabı elinden bırakmazken görüyoruz, :P:
Artemis tapınağı, Meryem Ana Evi, müze, Selçuk, Şirince, kabak çiçeği dolması, şimdi aklıma gelmeyen pek çok detay derken... Alaçatı.. Alaçatı'ya da bayıldım.
Rüzgar, sörfçüler, kumru, damlasakızlı lokma, damlasakızlı dondurma, damlasakızlı türk kahvesi, damlasakızlı kurabiye, damlasakızlı plaj havlusu ilen geçti ömrümüz yemin ediyorum. Ancak, akşamları rüzgarla birlikte, podyum gibi yolda ve hakikaten orayı podyum zanneden kadınların arasında gayet pespaye biçimde arşınladık rengarenk atmosferi. Şiparka mıydı neydi, yoksa sıktım mı, orda nefis zeytinyağlı yemekler yedik, orta kahve miydi, yoksa hala mı sıkıyorum, değişik bişeyler içtik, balığın dibine vurduk başka bi yerlerde. Hatta aklıevvel iki sevgili olarak, ilişkimizin swot analizini bile yaptık rüzgarlı bir alaçatı akşamı, hahhayyt! :) Analiz sonrası bi miktar birbirimizi örselemiş olabiliriz, lakin ilişkiye faydalı geldiğini ve renk kattığını da bizzat kendimde deneyimlemiş bulunmaktayım, yaptığımın ne kadarı doğru bilemeyerek, hehe..
Bir akşam da Ernur'ların yazlığına gittik ve enfes bir mangal partisinin tam ortasında bulduk kendimizi. Hem yiyecekler, hem içecekler, hem rüzgar ve hem de Ernurların hiper histrionik ve ishal köpekleri Kontes unutulmazdı:)
Son akşam, Ernurlar ile birlikte Tolgalar'da toplandık (lerler, larlar, yusyuvarlar, kremalı börek).. Deniz ve Tolga balık dolması mıydı neydi öyle leziz bişiye imza attılar, Deniz'in hazırladığı diğer tüm enfessto şeyleri mideye indirdik ve tabii ki, Deniz, Sevim ve ben bol bol EFFL anısı dinledik. Bu anıları yaklaşık 2 yıldır dinliyorum ve her dinleyişimde, aynı şeyi dinlesem de, yine aynı heyecanla ve merakla devamını bekler biçimde gülebiliyorum, hevesle anlatmalarının keyfine ortak olabiliyorum. Bu durum, o akşam, yatakhanede her sabah, birinin (sanırsam Bilge'ye ait idi o parmak), play tuşuna basmasıyla birlikte bangır bangır çalmaya başlayan 1 Mayıs marşıyla güne hazırlandıklarını öğrendiğim ve tabii ki çok güldüğüm bu bir avuç ergenin o dönemin verdiği enerjiyle yaşadıkları bir dizi sıradışı olay dizisinden mi, yoksa bir süre önce yaşamıma giren bu insanların hepsini ayrı ayrı seviyor olmamdan mı kaynaklanıyor, bilemiyorum. Ya da her biri aynı olayı farklı detaylarla anlattığından, bilmem ki:) O akşam da bu durum net biçimde ortaya çıktı ve aynı olay üç farklı çerçevede "yok ya öyle değildi", "hayır ya o şu değildi, buydu" cümleleriyle uzuuuun süre açıklanmaya çalışılınca, anlaşıldı ki, olayların kahramanları 50 yaşına geldiklerinde iş iyice sarpa saracak, n tane anı n ayrı versiyonda anlatılacak, bundan ötürü bir veri tabanı fikri ortaya atıldı, yapımını da Umut üstlendi. Yoğunluk münasebetiyle halen icraat olmasa da, o akşamın geldiği nokta olan bu fikri buraya düşmekte yarar olabilir diye düşündüm, bilmem iyi mi yaptım. Son gün, Ankara'ya dönmeme saatler kala da, Swiss Kanton adlı afilli bi yerde kahvaltı yaptık cümbür cemaat. Güzel oldu, yine bol bol güldük, sonra da güzel dileklerle ayrıldık.
Velhasıl, bana pek iyi gelen, dinlenmeli, gezmeli, rüzgarlı, kıkırdamalı, muhabbetli, kavuşmalı, Özlem'li, Umut'lu, efil efil bir tatil oldu. Ağustos'un ilk haftası, kalbim neşeyle doldu.

5 yorum:

Didem AVDAN dedi ki...

Rabiş yine "harikulade!" bir blog yazısı olmuş. 3 noktaya vurgu yapmadan geçemeyeceğim.
1)Rus hatunlar... "Neyse" ile biten ve rus çıtırların biz Turkish Delightlar üzerinde yarattığı kara bulutu özetleyen cümle.
2)Kuşadası tarifi!
2)EFFL konusunda hissettiklerini özetleyişin. Zaman zaman ben de kendimi EFFL'li gibi hissediyorum. Sanki o yatakhane de bir sabah ben de uyanmışım gibi oluyor. Ama akıllıca düşünürsek o kadar erkek ergenle... Olmaz öyle bişey! Fanteziyi bırakıp bugünkü pencereden bakarsak, o yıllarda EFFL bahçesinde koşturup duran iki dene çirkin ördek yavrusunu almış ve "hayatımızın irkeği" tahtına oturtmuş durumdayız şekerim. Bana öyle geliyor ki; seneler sonra o database denilen şey bizim çocuklarımızın zihinleri olacak. Ve inana bana o database'leri bizzat biz üreteceğiz!

telsiz baba dedi ki...

yazıları okumuorum ben, resimlere bakıorum yetiyo o bana, zati uzun yazıon başım gözüm ağrıyo okurkene, ayrıca ne tatili, tatil pitti,otur lapurlarını yaz...cumuk.

Umut DURAK dedi ki...

Allahım, Allahım, bu kadar mı güzel tatil olur? Bu turist rehberliği işine gelince, valla hastası oldum faaliyetin, bi ömür Rabiş'in şahsa özel turist rehberi olmaya karar verdim.

Umit dedi ki...

efenim harika yazmışsınız, elinize sağlık da.. "lezzet çin'de olsa gidip yiyiniz" hayat felsefesiyle yaşayan blog takipçileriniz, gayrı ihtiyarı, mekan isimlerini merak ediyorlar.. o sebeple bi dahakine mekan adlarını full bekliyoruz, artık not defteri mi taşırsınız, umut bey'e mi taşıtırsınız orası size kalmış:)))

bi de cehaletimi maruz görün de, swot ne ya?

elegimsagma dedi ki...

Strenghts
Weaknesses
Opportunities
Threats
of avır rileyşınşip:)
kehkeh
efenim yazariz bi daa ki sefere de yemeğin-tarifin-aşçının-mekanın her türlüsünü elbet:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...