19 Temmuz 2008

Aman bre deryalar, biz nişanlıyız!

Ah, her şey bir ruyya gibi başlamıştı kuzum. Öyle de devam ediyor: Biz esaslar, nihayet geçen Pazar, yani 13 Temmuz 2008, saat 15.00 sıralarında nişanlandık, fotoğraftaki gibi pek şen, pek mutluyduk. Nişanın öncesi de, esnası da, sonrası da çok güzeldi! Çok güzel hatırlayacağım zamanlar geçirdim.. E, gelelim şimdi işin detaylarına:
Anne-babaların tanışması ardından, kız tarafının telaşesi zati hemen başlamıştı. Annemle babam günlerce, uzak yoldan gelecekler, yemek mi ikram edilse, pasta-börek mi, menüde neler neler yer alsa, kim hangi saatte nereden alınsa nereye bırakılsa, Ayaş'tan gelecek misafirler şu saatte burda olsalar, kaça kadar yemek yenir içilir, oğlan tarafına hazır ve nazır hale gelinir, kaç gibi çıkılsa makul saatlerde evde olunur, oturma odasındaki kanepeyi salona alsak, divanı mutfaktan çıkarsak, evi nasıl genişletebiliriz? içerikli pek çok konuşma, görüşme ve derin düşünme süreçlerinden geçmişlerdi. Zaman içinde en pratik yollar keşfedildi. Ne de olsa ilk kızları evden uçuyordu, rabiakuşu'ndan sonrakilerde daha deneyimli olmuş olacaklardı netekim..
Ben Perşembe akşamı Eskişehir'e geldim, Cuma sabahtan annemin komşuları, arkadaşları toplaşıp sarma sararlarken, ben de salona yayılıp, hakime teslim edilmesi gerektiğini son dakka farkettiğimiz bir raporu 4 saatte zor bela tamamlayabilip, pedagoga e-mailledim. İçeriden gelen kahkahaları da hiç kıskanmadım, işim bitse, kafam kadar sarma sarabildiğimden, cıss ikazıyla, yaprakları ayırmak için tepsinin başına oturtulacağımdan, parmaklarımın buruş buruş olacağından emindim. Zati, ben raporu bitirdiğimde de onların işi bitmişti, ay ne tesadüf, hehe, annem duymaya yakar valla beni:)) Annem çok uzun zamandır denk gelip yiyemediğim, Malatyalı komşu dostlarından öğrendiği, tirit yapmış, kapış kapış yedik hep beraber. O da çok güzeldi. Akşam yatmadan önce de, ben yaparım diye atladığım un kurabiyesi işine daldım. Ve fakat millet, o margarini iyicene bi eritmeden unu koymamak gerektiğini deneye yanıla öğrendiğimden, sabah uyandığımda bileklerim ağrıyordu yeminle. Ne zormuş ayol hamarat olmak!
Cumartesi sabahı, ki o gün börekler açılacak, zeytinyağlı sarmalar sarılacak, pasta-börek işi Pazar telaşesine bırakılmayacaktı, annemle-babamın telaşeli sesleriyle uyandık: fırın bozulmuştu! Hah! dedk, tam sırası! Ancak Polyanna Sebahat ile Ömer ikilisi işi, "ay iyi ki bozuldu fırın, bak günaydın fırın'da pişirtiriz, kivir kivir olur tüm börekler, oh lime lime!" noktasına getirince, şenlik halinde kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı sonrasında da ben, gelin kız olarak, Kleopatra misali bir takım bakım işlerine giriştim. Gelin kız olmak da ne süper şeymiş ayol! Hiç bi işe bulaşmıyosun, hep kendinle hep kendinle ilgileniyosun! O esnada mutfak ekibi yine bir araya gelmişti: Kezban teyze, Figen abla ve Zülüş sarmalarla uğraşırken, Dilek abla haşhaşlı-mercimekli böreğe hayat vermekte, annem tezgahta kıymalılarla uğraşmaktaydı. Babam da salonda oturup, tepsiler doldukça, onları fırına taşımaktaydı. İmece usulü.
Saat 3'e gelirken, Damat Umut Paşa gelip beni aldı ve biz otogara kuzucum Arzucuğumu karşılamaya doğru yola çıktık. Baktık daha otobüsün gelmesine vakit var, dereyi görmeden paçaları sıvayalım dedik ve Odunpazarı Belediyesi'nin Nikah Salonu'na bakmaya gittik. Kurşunlu Külliyesi'nin bir parçası olan ve Ortaçağ Dönemi'nden kalmışa benzeyen bu taş bina, ikimizi de büyülemişti, ordaki görevliden bilgi aldık, daha tadil edileceğini öğrendik "umarız mahv-ı perişan etmezler" diyerek ve "ay daha nerde nasıl evleneceğimiz belli değil" diye söylenerek, koşturup otogara gittik. Arzu'yu karşımızda görmek çok güzeldi. Eskişehir'e ilk kez gelme şerefine nail olmuş olan yavrımı kaptığımız gibi aç bilaç eve koştuk. Tam bir şeyler atıştırıyorduk ki, Mehmet ve Naci dayımlar, yengemler ve mini kuzenler teşrif ettiler. İşte o zaman çoktan 10 kişiyi aşmıştık ve evde hareket edecek pek bir yer kalmamıştı: biz ertesi güne beklediğimiz 50 civarı kişiyi kuş kadar evimizde nasıl ağırlayacaktık acep?
Bir miktar hoş beşten sonra, sosyalleşme insanı Umut, yengeme "yengecim", Naci dayıma "dayıcım" gibi hitap ve aşırı sıcak yaklaşımlarıyla, 10 puanları toplamaya başlamıştı, seni gidi seni. Sonra da Ankara'da bir cd'ye "oynıycaz alah oynıycaz" nidalarıyla attığı oyun havalarını benim laptop'a atmak için içeri odaya dalmıştık ki, Naci dayım, kapkara teni, bağrı açık gömleği ve ego dertsiz halleriyle aramıza dalıp, "yenikentli nadir", "peçenekli süleyman", "sincanlı serhat" gibi nadide bir takım isimleri lteratürümüze sokarak, bizi gülmekten heder etti. Hemen e-mule'den bu amcaların "piçipiçipiçieyyyhh"li müzikleri indirildi, "nişan" dısyasının içinde yerlerini aldılar :)
Umut'un yengemden aldığı "Ankara havalarında nasıl ayak hareketi yapılır?" eğitimi sonrasında bu kez Aslıtavığımı almak için otogara koşturduk. Aslıcım, havuç kafasıyla indiği otobüsten sonra, benim epey bir çulumu çırpmasının ardından, eve gitmeden direkt kendimizi Eskişehir'in gece hayatına vurduk. Abartmayayım, bi miktar Doktorlar ve Suboyu yapı, sonra Kirpi'de oturup bişiler içtik.
Gece eve döndüğümüzde, annemler ve misafirler muhabbetin gözüne vurmaktaydılar. Biz de önce bi miktar mercümekli börek, bi miktar sarma mideye indirip, biraz feysbukta ekirdeyip kikirdedikten sonra, "yarın erken kalkılacak, o yüzden şu dakka uyunacak" mottosunu benimseyip, yataklarımıza gömüldük. Ama tabii öncesinde, Zülüş'ün de tüm anlarını kameraya kaydettiği üzere, psikoloji camiasının dedikosunu yaptık: aaaaa, neeeee sesleriyle pek güldük, eğlendik, sanırım 1 gibi anca sızdık.
Ve evet nişan günü, tataaaam 13 Temmuz 2008-Pazar günü; annem tarafından "teyzenler Sivrihisar'ı geçmişler!" uyarısıyla gözleri bölertmeye çalışıyorduk ki, "Mustafa eniştenler de Gordion'u geçmişler!"le zıpladık:) Sonra cümbür cemaat bir kahvaltı, bol kahkaha, bende hafiften başlayan heyecan, oje sürme faslı, bu arada teyzem, anneannem, büyükbabam, eniştem ve kuziciğimin gelişi, ardından eniştemler, aaa karşımda Aysun ablacım, ne sürpriz, ne sürpriz:)
Önceden randevulaştığım kuaföre gitmeden önce, yüzüklere 50 metre kurdele bağlayıp zımbırtı tepsisini hazırladık. Yüzükleri bi evirdik, bi çevirdik, tamam didik: aşağıda "heeee" diyorum sanırım:
Kuaför faslı her zamanki gibi benim için çok can sıkıcıydı. Rapunzelos saçlarımı bir yabancının ellerine tesim edecek, "onlara hayat ver" dicektim, tanrım! Ebru Saç Tasarım'ın esas adamı Ebru, randevuya rağmen gecikeceğini söylediğinden, ordaki kızlar başladılar saçlarımı sarmaya. Aslında ben sürekli "uçları bukle bukle olsun, saç dibimden deli karılar gibi bukleler istemiyorum" diye haykırdığımdan, nişan saatine kadar fön, püskül saçlarımı tutmayacağı gerekçesiyle, saçları sarıp, o acayip makinenin içine girmeme karar verildi. Artık makinenin içinde durmam gereken süreden çok daha kısa süre kaldığımdan mıdır, yoksa saçlarımın düzlük direncinden midir nedir, eve döndüğümzde buklelerim iyice aşağıya inmiş, hafiften paçoza dönmeye başlamıştım bilene:)
Kuaförden geldiğimizde, epey kişi toplanmıştı, zannımca 40'a yakındık. Önce bağırış çağırış yemek yendi, düğün evi gibiydik. Sonrasında giyinip makyajlanma faslına geçmek, tabii ki çok keyifliydi. Kardeşim beni bi boyadı bi boyadı! Grinin üstüne parlak beyaz, altına siyah kalem, biraz daha parlatalım gibi detaylarla, gözlerim ışıl ışıl oldu, fotolardan belli olmasa bile:)
Ben gelin kız olarak, süslenmiş, püslenmiş, iltifatları kabul etmekte ve ortalıklarda kırıtmaktaydım ki, meğersem saat 3'e gelir olmuş, oğlan tarafı geldi! Hem de ne geliş! Kocaman bir çiçek, alengirli çikolata, ve bembeyaz dantelli bohçalarla, yani anlı şanlı!:) Misafirlerimizin gelişinden itibaren ilk 5 dakika bence çok komikti. Ortalıkta bir takım boş yerler vardı ve fakat çoğu kişi ayakta kalmıştı, hiç kimsenin de bu duruma ilişkin napılacağına dair bir fikri yoktu. Emrah'ın "Rabia biz nereye geçelim?" sorusu karşısında bön bön bakınmaktaydım ki, Damat Umut Paşa beni çekti, götürdü, salonun orta bi yerine oturduk ve hemencecik sevgili kayınpederim İhsan Amcacım, güzel ve heyecanlı olduğu her halinden belli bir konuşmayla olaya girişti! Süperdi, çünkü kimse bu kez nereye oturacak derdi olmadan, tam tamına 50 kişi (hehe) salonda ayakta, nişan anına tanıklık etti. Sonrasında, zaten herkes evin bir köşesine dağıldı ve bizim ev 52 kişi kapasiteli olabileceğini kanıltamış oldu, koçum benim:)
İhsan Amca süper bir konuşma yaptı, sonra da nazik bir geçişle, sözü Umut'un amcasına ve benim büyükbabama bıraktı. Onlar da yüzüklerimizi taktılar, berber olan kısasaçsever büyükbabacığım baktı ki 50 metrelik bir kurdele söz konusu, iki yüzüğün ucuna bağlanmış kurdeleleri dibinden kesiverdi, pek pratik oldu:)
Resmi olarak, sevdiklerimizin katılımıyla nişanlanmamızın ardından, tabii ki diğer fasıllara geçildi. El öpmeler, öpüşmeler, sarılmalar, tebrikler, güzel dilekler.. Kayınvalidem Hatice Teyzem ve manyak görümcem Ezgi :) bana bi sürü güzel şey takıp takıştırdılar ve tabii dayılar, teyzeler de.. Çok süper şeylerim oldu:)O anları görüntüleyen Hif, tabii ki tüm şirinliği ve cimcozluğuyla, ve son derece amatör fotoğrafçılığıyla, sessiz bir anda o cin sesiyle, "Umut, annemi bi daha öper misin, çekemedim tam" diyerek yine tüm dikkatleri üzerine toplamayı başardı:) Hehe, ve o kadar çok Umut Umut dedi ki, en nihayetinde ortamın en yaşlı ve erdemli hatunları anneannem ve Ülker Teyze'den "kız, Umut değil o, Umut abi denecek, kafanı kırarım" şeklinde açık uyarılarla da karizmayı yerle bir etti:) Hif için verilen özel poz sanırsam:
Öpüşme faslına evin diğer odalarında devam ettik. Arkadaşlarla geyik çevirdik, güç yüzüklerimize bakmaya doyamadık, poz vermeye de:)
Kameramanlarımız Emrah ve Zü'ye bir sürü ahkam kestik. Bidi bidi konuştuk, durduk. Mutluluğumuzu nasıl söze dökeceğimizi bilemedik:
Bu esnada, becerikli mutfak ekibi, tabakları, pasta-börekleri, çayları hazırlamış, servise başlamış, kurtlar gibi aç 52 kişiyi doyurmak üzere harekete geçmişti: bir yandan servis, diğer yandan bulaşıklar, vs. Onlar olmasa zor olurdu, kuzenler, komşularımız, teyzem, yengemler; seviyorum sizleri uleyn!
Mideye indirdiklerimizi eritmek amacından gayet uzak bir motivasyonla, bittabiii Umut'un gazıyla laptopu kaptığımız gibi içerideki ağır ekipten (babalar, anneler, dayılar, halalar) habersiz oynamaya başladık. Tam abartmaya, omuzları öne arkaya atmaya başlamış, meşhur çikçik dansıma uzanmaktaydım ki:P, Serhan halam içeri geldi ve tüm o haşmetli sesiyle, bizi çekiştire çekiştire salona götürdü: biz bir uzam halinde birimizde laptop, birimizde kablolar, birimizde hoparlör, tıpış tıpış salona yollandık, iki dönüverdik:)
Bir ara müziğin kesilivermesiyle birlikte nolduğunu anlamaya çalışırken Serhan Halam'dan çıkan "ay ceyranlar mı gitti?" efektine ekstra koptum, halacım benim yaaa:) Bilge nasıl sıkıştın oraya yahu?:) Yengemle Aysun abla da oyun işindeki tüm maharetlerini gösterdiler fallayi..
Sonra da Umut'un, siparişi verdikten 2 dakka sonra koşarak pastaneye dönüp adama "oraya Rabia yazılcak, aman diyim, Rabiya yazarsanız o pastayı tek başıma bana yedirir" diye, otoriteme boyun eğdiği (kehkeh) pastamızı kesip, ağzı-burnu büke büke yemişiz görüldüğü üzere:
Pastadan sonra, iki hoşbeş daha ve ardından yavaş yavaş oğlanevi (böyle demek ne özetleyici, tebrikler atalarımız, dedelerimiz:P) izin isteyerek evden ayrıldı. Sanırım bu sırada saat 17.30'a gelmekteydi.
Güzel dileklerle ve en kısa zamanda görüşebilme temennileriyle evden ayrılan oğlanevinin, kızevinin erkekleri tarafından dışkapıdan da yolculanması ardından, tabii ki noldu? Kızevinin tüm hatunları, hurrraaaaaaaa! salon masasının başına üşüşüp, bohçalara saldırmasınlar mı? He he, abartmayayım, herkes aceba neler gelmiş merakıyla birer birer bohçaları mıncıkladı. O bohçalardan neler çıktı neler: zaten bohçalar dantelleriyle başlı başına birer el emeği göz nuruydular, ben de çok anlarım ya dantelden. Süper olduklarını evin büyüklerinden duydum, ezber ettim. Efenim, alengirli seccadeler, oyalı yemeniler, rengarenk patikler, namaz örtüleri, havlular.. hangi birini anlatsam:) bana gelen ve en güzel olduğu her halinden beli olan (hehe) bohçacığıma ise benim ulaşmam mümkün olmadı etrafındaki halka nedeniyle:) bu bohça geleneğini boşa koymamışlar valla, insan doğumgünü çocuğu gibi mutlu oluyor, kalbi neşeyle doluyor:P Yükselen vohohohouvvvv seslerinden benimkinin içinden çok cazibeli bişiler çıktığı hemen annaşıldı ve büyükbabamın arkada oturduğu hatırlanarak eski edep ve adaba bürünüldü:) Nişanın sonunda ben aşağıdaki gibiydim: güç yüzüğü parmağında, yorgun ama mağrur ve gururlu genç kadın şöyle der: aman bre deryalar, biz nişanlıyız!
Gelelim teşekkür faslına: Her türlü desteğini arkamızda hissettiğimiz, yolculuktan hazzetmemelerine rağmen ta Ayaş'tan kalkıp gelen ve ilk torunlarının mürüvetini görme gayretiyle hareket eden, sevgili büyükbabacığım ve anneanneciğime, lambır lumbur sözleriyle bizi hem kızdıran hem güldüren Mehmet dayıma, güler yüzü ve girişkenliği, ayrıca Umut'a verdiği iki "iyi oynuyosun" gazıyla sevdiceğimi pek sevindiren Asu yengeme, "Peçenekli Süleyman"la bilgi dağarcığımıza bilgi katan ve en başından beri "yanındayım" diyen Naci dayıma, ev işleri konusunda anneme sonsuz yardımcı Sebiha yengeme, gıkları çıkmadığından bize "öf bi durun, susun!" dedirtmeyen, aman da ne büyümüş kuzilerim, Alper, Buğra ve Zuhal'e; elbiseme "gecelik gibi" yorumunda bulunmuş olsa da:) canım teyzeciğime, enişteciğime ve nebike; arıza çıkarabilecek bacağına rağmen Ayaş'tan kalkıp gelen sevgli Mustafa enişteme, çingir çingir sesiyle beni koparan Serhan halama, bu çarşamba kınasını yapacağımız kuzicim Aydan'a, hiç beklemediğimiz ve bize en büyük sürprizi yapan Aysun ablama ve peri kızı Ceren'e, İzmit'ten trene atlayıp gelen sevgili Enver amcacığıma ve Güzide yengeciğime, hayatımın en arızalı zamanlarına tanıklık etmiş Ülküş teyzeme, Eskişehir'e geldiğimizden bu yana, 4 yaşımdan beri, en yakın aile dostlarımız olan, birlikte evrildiğimiz, Salih amca, Kezban teyze ve evcilik arkadaşlarımız Esen, Suna ve İrem'e; hiperwomen komşularımız Figen abla (pek tabii eşi Naci Bey'e) ve Dilek ablaya; evimizi bir kez daha şenlendirmiş olan sevgili kayınpederciğim ve sevgili kayınvalideciğime, görümceciğim Ezgi'ye :), dayımız, teyzelerimiz ve eniştelerimize, Didem'e, amcamız ve yengemize; "ayyyy ne güzel oldu, geldiler" diyeceğim dostlarımız, kameraman Emrah ve Didem'e, fotografır Bilge ve Özge'ye, canlarım, tavıklarım Arzu ve Aslı'ya, en sevdiklerim, bu süreçte "iyi ki annem ve babamsınız" dedirten annecim ve babacığıma, kuzucuklarım Hif ve Zülüş'e, ve elbette benimle nişanlanma şerefine nail olan bitanecik sefgilim Umut'a en derin sevgilerimle ve teşekkürlerimle, ergenekon destanımı burada bitiriyorum efem:)

12 yorum:

Umut DURAK dedi ki...

Allahım benim de bir destanım oldu. Kuzum daha güzel anlatılamazdı. Ellerine sağlık.

Didem AVDAN dedi ki...

Vallahi bir solukta okudum. oğlant arafından olduğumdan bohça açma sahnesini kaçırdığıma yanmaktayım. Allah sizleri bir yastıkta kocatsın.

notengolugar dedi ki...

anam nişanda bu kadar yazan düğünde kimbilir ne uzunlukta yazar korkmaktayım okumaktan..:)
sardığım sarmalar, termosgirl edasıyla koyduğum çaylar, gerek ve yeter sayıdan bayağı bi fazla kişiye sürdüğüm ojeler, yaptığım saçlar helal rabiettinim, mutlu kuzum benim..:))

deniz h dedi ki...

tebrikler tebrikler tebrikler.. aramıza katılmaya bir adım daha yaklaştın:) güç yüzükleriniz hayat boyu sizlere mutluluk getirsin canım arkadaşım:)

ozge dedi ki...

ehuahuh bak şimdi bohça açma kısmını kaçırmışıs olcak iş mi ..dedim sana diidem kız tarafına geçelim diye..hhahahahah... ylanız hakikaten evin kapasitesine hayran kalmış bulunmaktayım.. o kadar sıcakta:) bu arada sarmalar harikaydı tek kelimeyle ve baklava... ama favori elbetteki kurabiyelerdi :P heheh allah tamamına erdirsin şekercim..ehheuehu

deniz ural dedi ki...

Önce, kurabiyeler sarmalar derken karnımın acıktığını mı söylesem; tebrik ettiğimi mi acaba? :)

Rabişim, mutluluklar dilerim. Hani denir ya, tamamına erin, bir yastıkta kocayın, kumlanın (üremek/ çoğalmak anlamında kullanılırmış, ehe).

Berfu dedi ki...

Rabişim,
Öyle güzel yazmışsın ki oradaymışım gibi oldu valla:)
Peçenekli Süleyman'da oynayamadığıma mı yanayım, bohçaların başında çocuklar gibi şenlenemediğime mi yanayım, Zü'nün sarmalarını kaçırdığıma mı yanayım, yanınızda olamadığıma mı...
Kuzum, tekrar tekrar mutluluklar, güzellikler.

luleli dedi ki...

:)))
cok cok cok guzel olmus!
mutluluklar!
:))

Sevinç dedi ki...

Oh aynen orda gibi oldum yani:) Bizim nişana benziyor anlattıkların, kendiminkini anlatmamıştım kimselere, ondandır zahir detaydaki anları unutmaktan korktum senin destanını okuyunca:)ne iyi yapıyorsun yazıyorsun keyifli keyifli...
İkinizi tebrik ediyoruz ve aynı bu yaşadığınız mutluluğun 1milyon beşyüz baloncuk katını diliyoruz:)

yakınuzak dedi ki...

Oğlum,
Niye benim tepsiyi tuttuğumu filan yazmıyosun ya, bak yardımcı kadın oyuncu gibi hissettim kendimi...

gokcey dedi ki...

rabişçiiim çok çok güzel olmuşsun, hayırlı uğurlu olsun, güzelliklerle devam etsin hayatınız, öpüyorum

Anıl dedi ki...

bir arayıp da tebrik edemedim yahhhuuu.ne ayıp yaaa.gelemedik, malum ziyaretlerimiz vardıııı.çoook tebrik ederiz, allah tamamına erdirsin cicim.nişanlılık zor bi iş.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...