10 Eylül 2009

Sel


Sevgili Dostlar,

Kotumserlige kapilmaca yok. Hayat bir mucadeledir. Bu sel felaketini de bu mucadelenin bir parcasi olarak degerlendirip eski gunlerimize donmek icin canla basla, askla sevkle calisacagiz. Eskisinden daha da guzel bir vakif yapacagiz. Yarin cok daha kotu bir sel felaketi bekleniyormus. Nasil mumkunse! Elimizden geldigince hazirlaniyoruz. Kucuk cocuklarimizi anneleriyle birlikte Istanbul'daki evlerimize yolladik. Vakif'ta sadece eli is tutan gencler kaldi. Gormeden anlasilmaz ama felaketin boyutlarini anlatmaya calisayim. Su anda camurdan bir vakfimiz var desem abartmis olmam. Bodrum kat bastan asagi, giris kati bir bucuk metre kadar su altinda kaldi. Bahcedeki su dune kadar boyu asiyordu. Simdi suyu gitti diz boyu balcigi kaldi. Cizmeyi birakmadan ayaginizi balciktan kurtarmaniz zor. Selin surukledikleri meyve agaclarinin arasina takilmis, agaclari egmis, kocaman bir bariyer olusturmus. O yemyesil bahceden geriye eser kalmadi. Coluk cocuk hep birlikte o kadar da cok emek vermistik ki... Hayvanlarimiza yem icin ektigimiz onlarca donum tarla batakliga dondu. Seralarimiz kimbilir nerelerdeler. Komsu haradaki onlarca at boguldu. Muhtesem atlardi. Hep birlikte kosmaya basladiklarinda zemini zangir zangir titretirlerdi. Cocuklarimiz, o atlari kucucuk boylariyla citin ustunden uzanarak, bahceden kopardiklari tutam tutam cimlerle beslerlerdi. Minicik ellerle atlarin koca koca dislerini yanyana gormenin keyfine doyum olmazdi ... Baskalarina para kaynagi olan o atlar bizim nese kaynagimizdi. Gitti gider canim atlar. Tiyatro salonumuz taninmaz halde. Su anda icine bile girilemiyor. Mutfagimiz kullanilmaz durumda, icine zor giriliyor. Camasir makinalari, bulasik makinalari, kurutma makinasi, buzdolaplari, firinlar, sogutma depolari, kalorifer kazani... Medeniyet namina ne varsa yok oldu. Et stogumuz perisan. Kokusmadan gommek gerekiyor. Ama nereye? Her yer balcik. Su, elektrik, telefon, internet kesik elbet. "Dereboyu"ndaki evime uzun sure ulasamadik. Aziz Nesin'in en onemli notlari oradaydi. Sel, agac kutugunden karavana kadar, ne bulmussa onune katmis tum siddetiyle akiyordu. Neyse ki ev yikilmadi ve notlara bir sey olmadi. Mucize diyesim geliyor. Kullanilmaz hale gelen koltuk, kanape, yatak yorgandan ya da tamamen suya gomulen elbise depolarimizdan soz etmiyorum bile. Bitirmek uzere oldugumuz "Sanatci Evi" perisan. Yeni bastan yapacagiz. Kitap depolarindaki on binlerce liralik Aziz Nesin kitabi mahvoldu. Aziz Nesin'in yillarca biriktirdigi gazete koleksiyonunun buyuk bir kismini ciltletmistik. Buyuk olcude parasizliktan ama bir miktar da ihmalkarliktan ciltletemedigimiz binlerce gazete hamur oldu. 1976'nin Politika gazetelerini gordum. Icim acidi. Mezunlar dahil butun buyuk cocuklarimiz Vakf'a geldiler. El birligiyle Vakf'i temizlemeye calisiyorlar. Felaketin boyutunu anlamak icin gormek, yasamak lazim. Iki tesellimiz var:1) Hicbirimize bir sey olmadi. 2) Aziz Nesin'in butun arsivi kurtarildi. Cocuklarimizin ilk aklina bu notlar gelmis. 3000 dolayinda dosya... Inanilmaz bir surat ve imrenilecek bir isbirligiyle cocuklar butun dosyalari su basmadan kutuphaneden ikinci kata cikarmislar. Sabahin korunde uykularindan firlayip... Cocuklarimizin kimisi haylaz kimisi yaramaz kimisi soz dinlemez olabilir, ama hic gormedikleri Aziz Dede'lerinin notlarinin ilk kurtarilacak esya oldugunu biliyorlar.. . Egitim iste boyle bir sey olmali. Her seye karsin iyimserligimizi elden birakmayacagiz ama. Surekli ileriye bakmaya and ictik. Mucadeleye devam!

Sevgili Dostlar, Nesin Vakfi'nin ana binasini depreme karsi guclendirmek gerekiyordu. Bu sel felaketiyle birlikte binanin zemini daha da zayiflamistir. Binayi guclendirmenin maliyeti 350-400 bin lira arasinda. Sel felaketi dolayisiyla zararimizin da (insan gucunu saymazsak) 250 bin TL dolayinda oldugunu saniyorum. Bizim boyumuzu fersah fersah asan meblaglar bunlar. En zor zamanlarimizda hep yanimizda olan sizlerden butcenize gore bir katki bekliyoruz. Internetten bagis icin: https://secure. cs.bilgi. edu.tr/nesinvakf i/bagis.php.

Banka hesap numaralarimiz asagida. Cok tesekkurler. Sizlere ve gelecege inancimiz sonsuz. Hepimizden sevgiler, saygilar.

Ali Nesin (www.nesinvakfi. org <http://www.nesinvak fi.org/>)

*TL hesaplari:*

İş Bankası, Parmakkapi Subesi Sube kodu 1042 Hesap no. 0714327

*Ziraat* Bankasi, Catalca Subesi, Sube kodu *130, *Hesap no.* 952 22 32

- 5001*

*Vakıf Bank,* Catalca Subesi, Sube kodu 237, Hesap no. 434 84 59

*Posta Çeki* no.*164 00 09*

* *

*Euro hesaplari*

*Ziraat Bankası*, Catalca Subesi, sube kodu *130, Hesap no. 952 55 01 --

5003 (IBAN: *TR 80000 1000 1300 9525501 5003)

*Vakıf Bank*, Catalca Subesi, sube kodu *237, Hesap no. 400 79 36*

Dolar hesabi:

*Ziraat Bankası*, Catalca Subesi, sube kodu *130, hesap no. 952 55 01 --

5001* (*IBAN: *TR 37000 1000 1300 9525501 5001)

*Vakıf Bank*, Catalca Subesi, sube kodu *237, hesap no. 400 79 37*

*CHF hesabi*

*Ziraat bankasi,* Çatalca Şubesi, sube kodu *130, hesap no. 952 55 01 --

5002* (*IBAN: *TR 10000 1000 1300 9525501 5002)

Swift Kodlar:

Ziraat Bankasi, Çatalca Subesi Swift kodu: TCZBTR2A

Vakif Bank, Çatalca Swift kodu: TVBATR2A

(Ali Nesin'in duyurusudur)

09 Eylül 2009

30. yıl

09.09.1979'da evlenen sevgili annem ve babam, şu afilli günde, yani 09.09.2009'da, 30. evlilik yıldönümlerini kutlamaktalar. Düşününce ne acayip. 30 yıl olmuş. Ben de bir o kadar tanığıyım bu ilişkinin. Hatta küçükken bu ilişkinin çok daha evvelden tanığı olduğumu sanırdım. Annemlerin yatak odasında ağır, kalın, bordo bir perde vardı. Düşümde de loş bir salon vardı kalabalık, ortasına 2 metrelik korniş çakmışlar, işte o yatak odasındaki perdeyi germişler, ben perdenin arkasına gizlenmişim, kimse görmeden, öylece gülümseyerek dans eden annemle babamı izliyorum. Bunu düşünüp mutlu olan bir çocuktum ben, niyeyse. Orada olmamın mümkün olmadığını anlamam ve gerçeği kabullenmem biraz uzun sürdü, ama olsun. Bence güzel bir çocukluk hayali. Neyse işte, mevzu ben değil onlar zaten. Otuz yıldır çocuğuyum onların. Böyle sakin, çoğu zaman kaygıdan uzak, ama her duruma hakim hallerinin hastasıyım. Bir de bana "al sana iki başbelası, bunlarla harala gürele hayatı öğreneceksin"e vesile iki kardeşimin de ebeveynleri olmalarına, her birimizin ayrı derdiyle, ayrı neşesiyle, ayrı arızalarıyla bıkmadan mücadelelerine, yaşam enerjilerine hayranım. Yirim. İkisini de.

21 Temmuz 2009

Evlendik biz!

Hatta bugün 1. ay dönümümüz! 21 Haziran 2009 günü, saat 15.00 civarı, büyüdüğümüz şehirde, yani Eskişehir'de, Çınaraltı'nda, ailelerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız, yani tüm sevdiklerimiz bizim için oradayken, sevgilimle birbirimize "dostum, var mısın bir ömür?" diye sorduk. Hayal ettiğimiz gibi bir seremoniyle cevabımızı kutladık. Annemin büyükbabamdan miras "düğün iki kişiye, ne var deli komşuya?" sözünü bir süre belleğimizden silmemiz neticesinde, cümbür cemaat kuaför seanslarına, geleneksel Ayaş kına gecesine, fotoğraf çekimlerine, gelin çıkarma zımbırtısına, bol batıl adete, yani pür telaşeye gark olduk. Hızımızı alamadık, işin en kıyak kısmına geçtik, balayı diye diye İtalya'nın altını üstüne getirdik! Eve döndük, niye dinlenemedik? derken, ne maceralar atlattık, tam yumoş bir çift olduk, bu sırada iki de kuzen evlendirdik. Sözün özü, denizde kum, bende bloga yazılacaklar listesi. Bir süre geriye saracağım. Yıllar sonra döndüğümde, ilk günkü heyecanla orada dursunlar istiyorum.

30 Mayıs 2009

Hollanda'ya hoşgeldiniz..


Bana genellikle özürlü bir çocuk büyütmenin nasıl bir şey olduğunu sorarlar.
İşte anlatıyorum...

Bir bebek sahibi olacağınızı anladığınızda yaşadığınız duygu,
İtalya'ya güzel bir seyahat planı yapmaya benzer.
İtalya hakkında bir sürü kitap ve broşür alırsınız ve harika planlar yapmaya başlarsınız.
Coliseum, Mikelanjelo'nun Davut'u, Venedik'teki gondollar.
İtalyanca bir kaç sözcük bile öğrenirsiniz. Her şey çok heyecan vericidir.

Aylar süren beklemeden sonra o gün gelir çatar. Bavullarınızı toplar, yola çıkarsınız. Bir kaç saat süren yolculuktan sonra, uçağınız havaalanına iner. Hostes mikrofonu eline alır ve "Hollanda'ya hoş geldiniz" der.

"Hollanda mı?" dersiniz. "Ne demek istiyorsunuz? Ne Hollanda'sı? Ben İtalya'ya bilet almıştım. Benim İtalya'ya gitmem gerek. Tüm yaşamım boyunca İtalya'ya gitmenin düşünü kurdum ben."

Fakat uçuş rotasında bir değişiklik yapmışlardır. Hollanda'ya inmişsinizdir ve orada kalmanız gerekir.

Önemli olan sizi korkunç, iğrenç ve pis bir yere, açlığın ve hastalıkların ortasına bırakmamışlardır. Sadece farklı bir yerdesinizdir.

Bu yüzden çıkıp yeni broşürler ve kitaplar almanız ve yepyeni bir dil öğrenmeniz gerekmektedir. Ve daha önce hakkında hiç bir şey bilmediğiniz insanlar tanımak zorundasınızdır.

Gittiğiniz yer sadece farklı bir yerdir. Oradaki yaşam, İtalya'dakinden daha yavaştır, İtalya kadar etkileyici değildir. Fakat, bir süre orada kaldıktan sonra nefesinizi tutar ve çevrenize bir bakarsınız... ve Hollanda'nın yel değirmenlerini fark edersiniz... ve lalelerini.
Hollanda'nın Rembrandtları bile vardır.

Fakat tanıığınız herkes İtalya'ya gidip gelmektedir... Sürekli orada geçirdikleri güzel günleri anlatmaktadır. Ve yaşamınız boyunca "Evet, benim de gitmem gereken yer orasıydı. Ben de aynı planı yapmıştım" dersiniz.

Bu nedenle duyduğunuz acı asla, asla dinmez... Çünkü yitirdiğiniz düş çok önemli bir düştür.

Ancak... Tüm yaşamınızı İtalya'ya gidemediğiniz için üzülerek geçirirseniz, Hollanda'nın güzelliklerinin hiç birinin tadını çıkaramazsınız.

Emily Perl Kingsley

Not düşelim: Taşındık malum ve tüm her şeyimi, teeee lisanstan kalma ders notlarımı filan yeniden elden geçiriyorum. Dosyaların içinden çıkanlardan biri bu yazı da. Aile eğitimi yaparken Tını'da, pek etkilenmiş, saklamışım. İşitme engelli kuzularla çalışma günlerimden. Bana yaptıkları resimlere filan kıyabilecek miyim bilmem. Saklasak da mı saklasak, saklamasak da atsak, netsek?

21 Nisan 2009

Selahattin Şenol'un ardından..

Selahattin hocam aramızdan ayrılalı tam 1 yıl olmuş. Şu anda hissettiklerim haberi aldığım andaki duygularımdan çok farklı değil. Bu 1 yıl benim için çok çabuk geçti. En sevdikleri için nasıldı, kim bilir? Neler yaşadıklarını az çok tahmin edebilsem de, tam olarak bilemem elbet; bildiğim tek şey, ben 22 Nisan 2008'de, bloğumda hocama bana kattıkları için teşekkür ettikten sonra, ve o yazının üzerinden kah 1 gün, kah 1 ay, kah 99 gün geçtikten sonra bile hala, gmailime düşen ona yazılan notlar, eksikliğinin nasıl hissedildiğini ifade eden yazılar, sonradan ve tekrardan edilmiş teşekkürler.. İstedim ki onlar, yeryüzündeki milyonlarca blogdan birinin tozlu arşivindeki daha tozlu yorum sayfalarında, çok çok daha tozlanmasın. Adına yazılmış bir gönderide karşımızda dursun, anlı şanlı:
Fırat Gazel dedi ki...

Her ölüm erken derler ya, Selahattin hocanın ölümü hepsinden erken... Onu fazla tanımazdım, çok bir görüşmemiz de olmamıştı. Oğlumu bir kez götürdüm, sonra da bir kaç kez ailece telefonla görüştük. Bu kadarcık bir ilişkiye rağmen, göçüp gittiğini duyduğumda çok derinden sarsıldım. Oğlum için sarsıldım, bu çocuklar için sarsıldım. Neler gördük bu camiada! Onun gibi ahlaklı, namuslu ve yetkin birisinin artık hayatımızda olmayacağını bilmek azap verici. Nedense bende bir his bırakmıştı. Aral bir sorun yaşayacak bile olsa Selahattin hoca çözer diyordum içimden. Şimdi kim, kimler çözecek bilemiyorum. Nur içinde yatsın.

24 Nisan 2008 Perşembe 10:09

Sil
Blogger İbrahim DEMİRAL dedi ki...

Rabiacım başın saolsun diyim. Ülkemizde eğitilmiş, kendini eğitmiş çok az insan var. Senin anlattığın kadarıyla değerli hocamızda böyle biri. Tekrar başın saolsun diyorum.

25 Nisan 2008 Cuma 14:08

Sil
Blogger Didem AVDAN dedi ki...

"iyiler erken ölür!"

25 Nisan 2008 Cuma 16:48

Sil
Adsız Adsız dedi ki...

İyi insandın Selahattin. Mekanın cennet olsun. İsmail Yavaş.

26 Nisan 2008 Cumartesi 00:37

Sil
Adsız Adsız dedi ki...

Hayat hem çok hızlı geçti onun için hem de çok yavaş...aklıma gelicek en son insandı çünkü o güçlüydü,o uzundu,o dimdikti çözümler için onun tv programları izleniyordu,radyo programları dinleniyordu,kitapları okunuyordu,o bir babaydı,o doktordu,o hep sorunlara çözüm getirmişti,o her sorunun cevabıydı...ne kadar çok şey katmış aslında ülkesine insanlarına... ailesine, arkadaşlarına, ülkemizin insanına daha verebileceği çok şey vardı ama... Gazi Üniversitesinin salonuna girdiğimde gördüğüm o müthiş kalabalık ve herkesin gözlerinin kızarıklığı ne kadar sevilen bir insan olduğunu anlatıyordu..Yaptıklarının ne derece önemli oldugunu ispat etmişti...Onun için o kürsüye çıkıp konuşmak için herkes sıraya girmişti ama o anda kelimeler tükeniyor, dakikalar geçmiyordu. herkesin tek söylediği ve inanmak istenen tek şey bunun "şaka" olmasıydı..eminim şuanda huzurludur o kadar güzel tablolar vardı ki onun için çizilmiş o kadar büyük bi kalabalık var ki onu seven... Ama hayatın tek ve geri dönüşü olmayan gerçeği Ölümdü..hastanenin bir köşesinde konuşan iki temizlikçi, kantinde çay veren çaycı, hemşireler, kapıdaki sevenleri herkes O'nu konuşuyordu... isyanımız bu zamansız gidişdi..herşey o kadar ani ve yaralayıcı oldu ki inanmak çok zor olucaktı bunu görebiliyordum o dakikalarda...O kadar çok şey bırakmıştı ki gerisinde O'nun unutulması gibi birşey sözkonusu değil...Onunla tanıştığım için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum..Yerinde huzurlu yat mutlu uyu çünkü burada herşey senin istediğin senin ögrettiğin gibi olucak...bizde Bir Gün Anlayacağız Neden Sessizce Gittiğini....A.K

26 Nisan 2008 Cumartesi 12:20

Sil
Adsız Gül ŞENOL dedi ki...

Buraya yazı yazan herkese çok teşekkür ederim... Kapanmayacak olan bu büyük yaramın acısı böyle paylaşımlarla biraz olsun hafifliyor. Onun kızı olmaktan, 22 seneyle sınırlı kalsada onun bilgisinden sevgisinden enerjisinden bir pay alabilmekten dolayı çok gururluyum... "Aslan babam", ilk aşkım, en büyük özlemim, seni çok seviyorum...

13 Mayıs 2008 Salı 14:28

Sil
Adsız Adsız dedi ki...

selahattşn hocanın ölümü çok erken oldu. onun hastasıydım.böyle iyilik sever birinsan görmedim.keşek ölmeseydi.ölüm ona hiç yakışmadı.keşke bu bi rüya olsa. gözümü açsam başımda selahattin hocayı görsem.çok acı bi durumç.a allah rahmet eylesin mekanı cannet olsun toprağı bol olsun allah aileisne sabır vaersin

14 Mayıs 2008 Çarşamba 18:54

Sil
Adsız Adsız dedi ki...

keşke onu hiç tanımasaydım diyorum.Oğlumu belki de bizim çok büyüttüğümüz tipik ergenlik bunalımlarını çözmemize yardım etmesi için ona götürdüğümde o naif ve bir o kadar sevecen yaklaşımları ne kadar güven vermişti bana.İlgisi ve hoşgörüsü mütevaziliği ile birleşince saygım bir kat daha artmıştı.Bugün evet ne yazık ki bugün vefatından neredeyse bir ay sonra acı bir tesadüf ile öğrendim yaşamdan koptuğunu.Üzüldüm.İçim acıdı.Keşke tanımasaydım dedim bencilce.Şimdi ne yapacağım dedim.Oğluma ne diyeceğim.Çok erken oldu bu hocam.Erken bıraktınız bizleri.Toprağınız bol olsun Allah tüm sevenlerinize sabır versin

18 Mayıs 2008 Pazar 20:44

Sil
Blogger bbozok dedi ki...

Yattığın yer nur olsun ailecek çoook üzüldük.sevgi seli cenazenizdende belli idi çook erken oldu ölüm size hiç ama hiç yakışmadı.allah eşinize ve kızınıza uzun ömürler ve bol sabırlar versin

21 Mayıs 2008 Çarşamba 16:09

Sil
Blogger brcnk dedi ki...

gerçekten çok üzüldüm hastasıydım ve onu gerçekten çok seviyordum
öldğünü üzülürüm diye annem söylememiş bugün doktorumdan öğrendim.Mekhanı cennet olsun.ailesine allah bol sabır versın

28 Mayıs 2008 Çarşamba 21:20

Sil
Blogger brcnk dedi ki...

bugün öğrendim öldüğünüğü sarsıldım.Onun hastasıydım.Selahattin beye ilk gittiğimde bile iyi,güven veren,rahatlatıcı havası bana güven verdi.Çok iyi biriydi.Ne diyebileceğimi bilmiyorum sadece çok erken gitti ailesinin başı sağolsun toprağınız bol olsun...
BURCU ÖRNEK

28 Mayıs 2008 Çarşamba 21:28

Sil
Adsız ceren dedi ki...

Doktor amca beni çok erken bıraktığın için çok üzgünüm.Seni çok seviyorum.
Vefatını bugün öğrendim .Ailesine tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum.Yeri doldurulamayacak bir insan ve doktordun bizim için mekanın cennet olsun.

09 Haziran 2008 Pazartesi 15:24

Sil
Adsız Adsız dedi ki...

Ben Hacettepe Tıp Fakültesi'ndenim. Selahattin Hoca bir kez "hekim kimliği" paneline gelmişti bizim okula. O kadar tatlı anlattı ki okul günlerini, çok sevmiştim. Ne zaman TV'de yakalasam izlerdim o sağlık programını. Ben daha dün öğrendim vefat ettiğini, çok üzüldüm. Çok erken yaşta bir kayıp. Ailesine ve GÜTF ÇRS ailesine sabırlar diliyorum.

17 Haziran 2008 Salı 11:16

Sil
Blogger selin şenol dedi ki...

selahattin amcam ölümünden kısa süre önce sana gelcektim ama hastaydn gelemedim , keşke diyoruz şimdi annemle nolursa olsun gitseydik çok erken bıraktın bizleri seni çok seviyoruz mekenın cennet olsun

23 Haziran 2008 Pazartesi 12:45

Sil
Adsız Ayşen dedi ki...

2003 yılından 2005 yılına kadar oğlum yanımda gezmediğim hastane uzman kalmamıştı.Oğluma hiperaktivite teşhisi koyup , kullanılması çok sakıncalı hiperaktivite ilaçları veriliyordu. Ama araştırıyordum. hiperaktiflikle hiç bir ilgisi yoktu. Birşey vardı ve ben onun ne olduğunu bulabilecek hiç bir uzman bulamıyordum.Sürekli kendimi suçluyordum.4 Tıp fakültesi ,çocuk psikologları... ama hepsi sonuçsuz kalıyordu. Verdikleri ilaçları kulanıyorduk hastalığı daha çok fazlalaşıyordu. Bütün bedeni istemsiz hareketlerle titriyor , titremeler oturduğu yerden düşeçek kadar artıyordu.Ve sonunda Selahattin Hocayı tavsiye ettiler ona gittik.Hiç kimsenin bakmadığı bir pencereden baktı.Oğlum üstün yetenekli olduğu için beyin yaşı ile kas yaşının uyumsuzluğundan kaynaklanan bir problemdi.Hastalığının 13 yaşında biteceğini söyledi.Kaslarının güçlenmesi için ilaç verdi ve kabusumuz sona erdi.Bir vitamin ilacıyla.Muayenehanesine gittiğimizde hastaneye gelmemizi isterdi.Bu akşam oğlum yine rahatsızlanmaya başladı. Telefonunu bulmak için internete girdim şok haberi yeni aldım.Ne yazdığımıda ağlamaktan bilmiyorum.Şimdi kime güvenip oğlumun sağlığını teslim ederim.Hocam nur içinde yat.Bize yaptığınız iyilikler sevdiklerinizin karşısına çıksın .Rabbim sevdiklerinizi korusun ,onları sizin gibi iyi insanlarla karşılaştırsın.

05 Aralık 2008 Cuma 00:27

Sil
Adsız Müh. Özlem Akkuş dedi ki...

8 ay boyunca aklıma gelmediği bir gün bile olmadı. Kazandığım - mezun olduğum okulumu, mesleğimi, en önemlisi insan ve hayat ile ilgili öğrendiklerimi borçlu olduğum Selahattin Şenol hocamın eksikliğini hep hissedeceğim.

11 Ocak 2009 Pazar 17:18


12 Nisan 2009

Kımıl kımıl

Pazar sabahı erkenden uyanmak, "pöehhh bitti koskoca haftasonu tatili" diye erkenden hayıflanmaya başlamak, Pazar'ın keyfine gölge düşürecek bu düşünceyi 10 dakika yaşamak, sonra unutmak, sıcacık yataktan serin çamaşır makinesine doğru tükenmişçesine ilerleyip kirli çamaşırları makineye tıkmak, "vernel yine bitmiş, aklı havada insan evladı markette yitmiş gitmiş" türküsü çığırmak, vernelin içine su doldurup çalkalamak ve bu embiigüıss sıvıdan bir ölçüyü yumuşatıcı kısmına koymak, işe yarar mı bilmemek, maksat işlemi tamamlamak, makine çalışmaya başlayınca küçük karanlık ve sıkışık odada diz çökmek, totoya yer açmak, yanakları avuçlara yerleştirip, seyreylemek yıkananları..
Makine döndürdükçe rengarenk çamaşırları, zihni de döndürmek: kendi kendine ettiklerini düşünmek.. bir yandan şaşırmak, bir yandan sıkışmak.. Bir anda kendini prenses hissederken, iki dakikaya kalmadan kurumuş çamur parçasına dönüşmek.. Aslında sadece normal hissetmek istemek.. Olmamak. Dünyanın en mutlu kadınıyken, en bedbaht yüz maskesini takmak. Maskenin altını netleştirememek. Eline çalı süpürgesini almak, tozuttura tozuttura süpürmek.. Halının altına. Bahar da geldi naynirinaynaynirinaynom derken, yataktan çıkmak istememek. Çılgınlar gibi dansa gitmek istemek, sonra aynaya bakmak ve bir kurbağa görmek. Bacakları olmayan. Aynada dingin bir yüz görmek istemek. Sadece bu..
Tozuttura tozuttura bir o yana bir bu yana süpürürken, kafayı tozutmak. He he demek. Gülmek. Boynundaki sivilceye bakmak. Sarılmak. Kendine gelmek. İyi ki varsın demek.
Aslında böyle bir Pazar sabahı yaşamadığını fark etmek. İkircikli duygular yaşamak. Limbik sisteme küfrü basmak. Sonra okula gitmek. Arkadaşlarla kahvaltı etmek. Çimenlerde mayışmak.
Mayıştıkça sıkılmak.
Cümle kurmak dahi istememek.
Mek, mak. Sıyırmak.
Hamiş: Sevgilimle başka bir yere gidelim istiyorum. Sadece bacaklarımızın göründüğü bir kumsal olmasın bu yer. Her şeyimizle orada olalım. Tüm bedenimizle. Kenya'ya gidelim mesela. Takayım ağzıma bir tabak, boynuma 80 halka. Kabak dudaklı kadınlar vardı. Onlardan olayım. Güneşin altında kavruk tenlerimizle cıbıl gezelim. Sağımda, solumda, sırtımda 5 tane velet olsun. Sevgilimin saçları inek poku boyasından yapılmış pis bir sarı, bedeninde beyaz şeritler olsun. Elinde sopası, zürafa avlasın. Gelsin, dansımızı yapalım. Ankara'daki yaşamımızdan bahsedelim. Yazık yav, orada kaldılar diye eş dost için hayıflanalım. Sonra şükredelim halimize. Yaşayalım gidelim. Mutlu olalım sonsuza dek.

10 Nisan 2009

Prenses Leyla

Saraydaki odam mor boyalı olsun. Kapısında hizmetkarım dursun. Raporlarımı o yazsın. İmzamı soytarım çaksın. Hocalar ayağıma gelsin. Ben yatağımda uzanırken onlar ders anlatsın. Grup terapisi sarayın topkadifeli avlusunda yapılsın. Avluyu vezir süpürsün. Grup özeti yazmak yasaklansın. Mutfakta safranlı pilavlar pişsin. Kokusu burnuma düşsün. Başcariye ayaklarımı ovsun. Hürrem Sultan kaşlarımı alsın. Geciken faturalarımı defterdar yatırsın. Yukarı kata asansörle çıkılsın. Kalburabastılar gümüş tepsilerde servis edilsin. Sunumlarımı sadrazam hazırlasın. Saçlarım kuleden aksın. Kırıklarını bahçıvan alsın. Dolaşan yerlere gül taksın. Doktora zahmetsiz yapılsın. Emir demiri kessin. Emirleri fareler kemirsin. Umut savaştan erken dönsün. Fetih anılarını kısa tutsun. Oymalı mescidin önünde koşu parkuru olsun. Bardaklar üzümle dolsun. Sarayın gömme balkonu boğazı görsün. Gelinliğim tam istediğim gibi dikilsin. Haftasonları hiç bitmesin. Her gün Cuma akşamüstü olsun. Taşların arasından şarkılar duyulsun. Gönlüm neşeyle dolsun.
Bunu yazan tosun.