Dün tangoya başladık sevgilimle.. Tango güzel danstır, büyüleyicidir, aşktır, tutkudur, içinde ambivalant duygular barındırır, üstelik Arjantin genelevlerinden çıkmıştır, insanı sarmalayan bir hikayesi vardır. Filan ya.. Biz pek bunları konuşup da, "aman hayde bi başlayalım" diyerek başlamadık Umut'la. Bir kaç ay önce, işyerinden bir arkadaşının bu ayarlamayı yapacağını ve haber vereceğini, Ocak-Şubat gibi başlanacağını söylemişti Umut, ben de "ha tamam" demiş ve "evet yahu gidelim" demiştim. O kadar. Len valla o kadar, ha. Çok ilginç. Hiç oturup da üstüne konuşmamışız, cık cık. Hiç bana göre bir hareket değil. Kurcalamam lazım, niye gidiyoruz, neye gidiyoruz, ne amaçla, ne beklentiyle filan diye. Hatta Umut'un daha önce de bir tango deneyimi olduğunu, deneyim dediğim, bir derse gidip sonra bıraktığını dün derse 15 dakika kala stüdyoyu ararken öğrendim. Ortak bir hayal kurmamışız tangoya dair.. O bana sordu mu, sen neden istiyorsun diye. Muhtemelen hayır. Sormadı ama ben söyleyeyim. Ben de tango dendi mi "ayyy" diye bir mayışan, dans ve figürlerden öte, şu bacakların pıtır pıtır bir o yana, bir bu yana ahenk içinde savrulduğu uçuşlara, kıpkırmızı dudaklara, siyah ve seksüü elbiselere, hülyalı bakışlara hasta bir insandım. Hastaydım, o kadar. İşin benim için somutlaşmış hali, Madrid'in rengarenk meydanlarında, rengarenk sürprizlerle karşı karşıya kalıverdiğimiz, 2005 yılının Nisan ayı sonlarının hafif rüzgarlı bir akşam üzerine tekabül eder. Plaza de Mayor'da ana menümüz "ekmek arası kalamar-bira"mızı hüpletmiş, deli danalar gibi sokak sokak dolanırken, denk gelivermiştik bir tango şova.Winamp'ta Seyyan Hanım ve ilk Türk tangosu "Mazi". Gideyim, sevgilime "bu tangoyu bana lütfeder misin cicim?" diyeyim de geleyim..






















