27 Mart 2008
Saçmalardan Seçmeler
08 Mart 2008
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
"Kadın olduğum için bana reva görülen haksız ve insafsız erkek baskısına karşı, benim yaşadığım topraklardan binlerce kilometre öteden bir kadın eli bana uzanıyorsa, başka bir ulustan, başka bir sınıftan, başka bir etniden bir kadın benim derdime derman olmak için harekete geçiyorsa, sorunlarımızı çözmek için en iyi stratejiyi bulmuşuz, en iyi örgütlenmeyi geliştirmişiz demektir."Şirin Tekeli
06 Mart 2008
Birbirimize Sahip Çıkıyoruz!
Kol kola yürüyemediğimiz bir “kamusal alan” , bizim “kamusal alanımız” değildir!
Bizler inançlı- inançsız, örtünmeyen-örtünen, kadın hak ve özgürlükleri anlayışı içinde "sen varsan ben yokum" demeyen kadınlar olarak;
Başörtülü kadınların; cahil, yobaz, fesat, takiyyeci, fırsatçı, örümcek kafalı gibi sıfatlarla bir "islami robot" imajıyla değerlendirilerek, ırkçı yaklaşımlarla şiddete maruz bırakılmalarına karşı çıkıyoruz. Başörtüsüz kadınların; cinsel meta, teşhirci ya da bir tahrik mekanizması gibi cinsiyetçi yaklaşımlarla değerlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kadınlar arasında yaratılan uçurumların kadınların ezilmesini ve sömürülmesini kolaylaştırdığını biliyoruz. Ve kadınlara uygulanan baskıların üstesinden, ancak barış ortamında, hak ve özgürlüklerin uygulanmasıyla gelinebileceğini düşünüyoruz.
Biz her türlü ayrımcılığın ve adaletsizliğin karşısında olan kadınlar, “kadının yeri kocasının dizinin dibi” anlayışıyla bizleri yok sayan, “genel ahlak” düzenlemesiyle ayrımcılık yapan, kadın özgürlüğüne sınırlar getirmek isteyen bir "er meydanı" olarak devletin kadınlara yönelik her türlü yasağını ve baskısını reddediyoruz. Biz kadınlar; birilerinin bedenimizi modernite, laiklik, cumhuriyet, din, gelenek, görenek, ahlak, namus ya da özgürlük adına denetlemesini istemiyoruz.
"Herhangi birini yok saymak, onu kendi varlığından kuşku duymaya yöneltir"
Hannah Arendt
Çünkü biz kadınlar, farkında olduklarımızla yan yanayız!
http://birbirimizesahipcikiyoruz.blogspot.com/
destek ve imzalamak için: eğer "ben de varım" diyorsanız birbirimizesahipcikiyoruz@gmail.com adresine adınız-soyadınızı yazarak bir mesaj atın.
28 Şubat 2008
www.hanzo.com.tr
24 Şubat 2008
Zemin yeşillik, şekil köfte, keyif şahane!
Dün öğleden sonra, "haydi Bahçeli'de köfte yemeye gidiyoruz" denince başta bir miktar "aman köfte yemeye şimdi dolmuşa binip oralara mı gideceğiz, mik mik bik bik" diye bir miktar mızılandığımı, ama işlem tamamlandığında mızılandığıma pişman olduğumu itiraf ederek anlatmaya başlayayım en iyisi. "Köfte yiyeceeez" gazıyla Milli Kütüphane'de indik, delişmen güneş altında, 7. Cadde Podyumu'ndaki kalabalıkta ilerledik, sonra bir sokağa sapıp hemen orada "Roka" ile burun buruna geldik. Roka, mekanın adı, olayı köfte.. Minnacık bir kaç tahta masa, etrafına dizilmiş tahtadan yedi cüceler tabureleri. Pamuk prenses misali taburelere yerleşmeye çabaladık. Oturur oturmaz, güleryüzlü bir garson (garson demeyelim gerçi, Roka insanlarından biri işte), genelde tuhafiyecilerin kullandıkları paket kağıtlardan kocaman bir tanesini masaya serdi, üstüne de naylonu yaydı gayet profesyonelce, sonra bir koşu gidip elinde büyükçe, altından sular sızan bir kevgirle geri döndü. Kevgirin içindeki "yeşilin binbir tonu, kırmızının en ışıltılısı" misali kütleyi masaya boca etti: tertemiz yıkanmış marullar, yeşil soğanlar, roka, maydanoz, taze nane, tere.. üstüne serpiştirilmiş şu minnacık domateslerden bir demet. Biz gözler faltaşı, yeşiilliğin üzerine sıkılan bolca limonu da ağzımız sulanmış halde izledikten sonra, hemen ardından gelen ayranla birlikte yeşilliğe dalıyoruz. Tertemiz yıkanmış olması ayrı bir incelik, hiç özensizce değil.. Önüme bir miktar tuz döküp tereleri tuza banıp ağzıma atarken, Ayaş'ta kuyucak günlerimiz geliyor aklıma.. Kuzu misali yeşillikte yayıldığımız, dillerimiz yemyeşil birbirimize gösterip kıkırdadığımız, "ayyy anneanne şuna bir şey de" şikayetlerimiz.. Hayallerden sıyrılmama yardımcı olma amaçlı olsa gerek, birkaç dakika içinde, yaklaşık 8-9 cm. çapındaki börek kıvamındaki ekmeğin arasına serpiştirilmiş ağızda eriyen cinsten köftelerimiz önümüze konuyor. Bu arada bol bol, arada servis edilen közlenmiş sarmısakları ve domatesleri yutuyoruz. Yavrularını besleyen anne misali, biz sevinçten dört köşe oldukça garson abi de keyiflenip, gülümseyerek izliyor bizi.. Yumuşacık ve lezizzz köftelere yumulup muhabbete dalıyoruz, muhabbetin sonunda onca soğan ve sarmısağı tüketen bünyeler olarak, dışarıda bize sataşan olursa "hohhhlamak" suretiyle düşmanı geri püskürtebileceğimizden emin, çaylarımızı yudumlamaya başlıyoruz. Çayları yudumlarken, garson abi gelip, iki hamleyle, kocaman paket kağıdını sofra bezi gibi toparlayıp götürüp çöpe atıyor. Bunca pratiklik bizi mekana daha da hayran bırakıyor. Karnımız tok, sırtımız pek, iyi dileklerle, teşekkürlerle ayrılıyoruz. Bu yazıyı okuyanlara, orjinali sanayide bulunan, şubesi Bahçelievler-7. Cadde'nin hemen yamacına kondurulmuş, 22. sokaktaki Roka'yı içtenlikle tavsiye ediyoruz..