Bazı günler, ilk insani iletişimimi adliyeye gitmek (zor bela yetişmek desek daha uygun olur) amacıyla çağırdığım bir Hacıyolu Taksi şöferiyle yaşıyorum. Yaşıyorum ve öff pöff diyerek çıktığım evden, sağlık, mutluluk ve başarı duygularıyla adliyeye ulaşıyorum, üstelik bir de hep tam vaktinde yetiştiriliyorum. İşte bu nedenle millet, Hacıyolu Taksi'yi pek seviyorum, onlara, blogumda yer vermek suretiyle minnetimi ifade etmek istiyorum, ehe:) Hacıyolu Taksi'nin tüm şoförlerini tanıyorum. Niye? Çünkü, adliyeye erken gideceğim vakitlerde hep geç kalıyorum, el mecbur taksi çağırıyorum. Küçük bir taksi durağı olduklarından, üç beş arabaları da benim çağırdığım saatte başka yerlerdeyse, muhakkak yoldan bir taksi çevirerek gönderirler, güvenlik açısından plakasını da alırlar, şöfere de akıllı olmasını söylerler:) Ne iş diyecek olunursa, ben onlardan kimi için bir torun, kimi için bir abla, kimi içinse bir kız çocuğuyum, yıllardır. Ne iş yaptığımı, nerelerde okuduğumu, neyle uğraştığımı bilirler. 76 yaşındaki İsmail amcam denk gelirse, Mithatpaşa'dan inerken yol boyu hükümete söveriz birlikte, sıklıkla İ.Melih'in kulakları çınlatırız, trafik keşmekeşinden dem vururuz. O beni Karadenizli hanımefendilere benzettiğini söyledi geçenlerde, güleryüzlüymüşüm onun köyündekiler gibi. Hem dedikodu da yaparız, yarım kalan konuyu bir dahaki seferde tamamlarız. İsmail amcam az bıçkın bir dede değildir, kendisi haşin Ankara trafiğinde ilerlerken, özellikle de Akay tarafında, burnunu çıkarıyorsa önüne bir araç, hiç bozmaz istifini, aracı yavaşlatır, gözünü diker karşıdan gelen aracın şoförüne, adam el mecbur yol verir. Sonra eskilerden bahseder, pek şeker. Sanırım büyükbabama benzetiyorum onu çok. Elektrik şirketi emeklisi olan bir diğer şoför, torunu ve kızlarından bahseder, boşanma oranlarının artmış olması ona muazzam gelir, şaşırır, cıkcıklar, birlikte kredi kartlarının tü kakalığından girer, fiziksel şiddetten çıkarız. Tombul yanaklı, güleryüzlü olan bir diğeri, her gelişinde muhakkak, bir kaç apartman yukarıdaki Bilkentli kızın kendilerini her sabah mutlaka aşağıda en az 20 dakika beklettiğinden gülerek şikayet eder, içten içe dakikliğimi (sadece taksi çağırmak konusunda elbet) takdir eder. Kız kardeşi boşanmakta olduğundan, akıllarına takılmış resmi sürece ilişkin tüm soruları bir avukat arkadaşıma danışarak yanıtladığımdan mütevellit, hem beni çok boğmamak konusunda özen gösteren, hem de merak ettiklerini bir bir sıralayan sanırım durağın en genci olan şoförle muhabbetimiz taksiden inmekteyken ben, daha sonuç kısmına gelememiş olur. Ha bir de hiç muhabbet etmediğim, uzun kıvırcık saçları, iri-yapılı hali, afilli deri yelek ve ceketleriyle gayet ciddi ve karizmatik duran bir "abi" var ki, o da asla taksimetreyi açmaz, muhabbet etmez, ama güleryüzlü ve muhakkak iyi dileklidir. Yaklaşık 8 dakika süren yolculuğumuz, her birinden pek bir güler yüzle duyduğum "hayırlı işler kızım", "bol güneşler hanımefendi", "iyi çalışmalar ablacım" gibi tümcelerle bittikten sonra, ben huyu geçmiş, uykusu açılmış, sabah vakti gerekli sosyalleşme dozunu almış, gülmüş, güldürmüş biçimde taksiden iner, adliyeye yönelirim. "Hacıyolu Taksi ile güne başlamak, ayrıcalıktır" derim.08 Nisan 2008
Hacıyolu Taksi
Bazı günler, ilk insani iletişimimi adliyeye gitmek (zor bela yetişmek desek daha uygun olur) amacıyla çağırdığım bir Hacıyolu Taksi şöferiyle yaşıyorum. Yaşıyorum ve öff pöff diyerek çıktığım evden, sağlık, mutluluk ve başarı duygularıyla adliyeye ulaşıyorum, üstelik bir de hep tam vaktinde yetiştiriliyorum. İşte bu nedenle millet, Hacıyolu Taksi'yi pek seviyorum, onlara, blogumda yer vermek suretiyle minnetimi ifade etmek istiyorum, ehe:) Hacıyolu Taksi'nin tüm şoförlerini tanıyorum. Niye? Çünkü, adliyeye erken gideceğim vakitlerde hep geç kalıyorum, el mecbur taksi çağırıyorum. Küçük bir taksi durağı olduklarından, üç beş arabaları da benim çağırdığım saatte başka yerlerdeyse, muhakkak yoldan bir taksi çevirerek gönderirler, güvenlik açısından plakasını da alırlar, şöfere de akıllı olmasını söylerler:) Ne iş diyecek olunursa, ben onlardan kimi için bir torun, kimi için bir abla, kimi içinse bir kız çocuğuyum, yıllardır. Ne iş yaptığımı, nerelerde okuduğumu, neyle uğraştığımı bilirler. 76 yaşındaki İsmail amcam denk gelirse, Mithatpaşa'dan inerken yol boyu hükümete söveriz birlikte, sıklıkla İ.Melih'in kulakları çınlatırız, trafik keşmekeşinden dem vururuz. O beni Karadenizli hanımefendilere benzettiğini söyledi geçenlerde, güleryüzlüymüşüm onun köyündekiler gibi. Hem dedikodu da yaparız, yarım kalan konuyu bir dahaki seferde tamamlarız. İsmail amcam az bıçkın bir dede değildir, kendisi haşin Ankara trafiğinde ilerlerken, özellikle de Akay tarafında, burnunu çıkarıyorsa önüne bir araç, hiç bozmaz istifini, aracı yavaşlatır, gözünü diker karşıdan gelen aracın şoförüne, adam el mecbur yol verir. Sonra eskilerden bahseder, pek şeker. Sanırım büyükbabama benzetiyorum onu çok. Elektrik şirketi emeklisi olan bir diğer şoför, torunu ve kızlarından bahseder, boşanma oranlarının artmış olması ona muazzam gelir, şaşırır, cıkcıklar, birlikte kredi kartlarının tü kakalığından girer, fiziksel şiddetten çıkarız. Tombul yanaklı, güleryüzlü olan bir diğeri, her gelişinde muhakkak, bir kaç apartman yukarıdaki Bilkentli kızın kendilerini her sabah mutlaka aşağıda en az 20 dakika beklettiğinden gülerek şikayet eder, içten içe dakikliğimi (sadece taksi çağırmak konusunda elbet) takdir eder. Kız kardeşi boşanmakta olduğundan, akıllarına takılmış resmi sürece ilişkin tüm soruları bir avukat arkadaşıma danışarak yanıtladığımdan mütevellit, hem beni çok boğmamak konusunda özen gösteren, hem de merak ettiklerini bir bir sıralayan sanırım durağın en genci olan şoförle muhabbetimiz taksiden inmekteyken ben, daha sonuç kısmına gelememiş olur. Ha bir de hiç muhabbet etmediğim, uzun kıvırcık saçları, iri-yapılı hali, afilli deri yelek ve ceketleriyle gayet ciddi ve karizmatik duran bir "abi" var ki, o da asla taksimetreyi açmaz, muhabbet etmez, ama güleryüzlü ve muhakkak iyi dileklidir. Yaklaşık 8 dakika süren yolculuğumuz, her birinden pek bir güler yüzle duyduğum "hayırlı işler kızım", "bol güneşler hanımefendi", "iyi çalışmalar ablacım" gibi tümcelerle bittikten sonra, ben huyu geçmiş, uykusu açılmış, sabah vakti gerekli sosyalleşme dozunu almış, gülmüş, güldürmüş biçimde taksiden iner, adliyeye yönelirim. "Hacıyolu Taksi ile güne başlamak, ayrıcalıktır" derim.03 Nisan 2008
Başbelası olmanın dayanılmaz hafifliği
Bugün savcıya ifade verdim. Halen şaşkın ve sinirliyim! Hikaye şu: hani herifin birisi geçtiğimiz Eylül ayında beni güneşli bir öğleden sonra cep telefonumdan özel numarayla aramış, tüm yaşamsal haklarımı elimden alacağı, beni rezil rüsva edeceği, bana tecavüz edeceği içerikli bir takım okkalı ve sinkaflı (bunu da adliyede öğrendim: içinde zik mik geçiyorsa, küfrün adı sinkaflı oluyor, kolayca ifade ediliyor, hehe) küfürler savurmuş, beni "zım zım zım kim ola ki bu" düşüncelerine gark etmişti, tabii ertesi gün de ilk iş savcılığa şikayette bulunmuştum. Velhasıl, dün bir tebligat gelmiş kaleme, dün tüm gün dersim olduğundan adliyeye hiç mi hiç uğramadığımdan, bugün elime geçti: benim dosyamı takip eden savcının adının da yazdığı, Çarşamba-Perşembe günleri 14.00-16.00 saatleri arasında ifade vermek için beklendiğime dair bir yazı. Ben herhalde belli oldu artık kimmiş diye sevinerek (bkz. yargıda hız-Eylül'den Nisan'a) üst kata çıkıp, savcının huzuruna geçtim. Savcı hemen katibini çağırdı, dosyamı buldurdu ve ifade alımına başladı. Ben niye benim ifadem alınıyor anlamadığımdan, herhalde dedim, isim belli olunca şikayetime devam ediyor muyum, yoksa geri alıp uzlaşıyor muyum, ne haltsa o konuda söyleyeceğim sözler de ifade kapsamında alınıyor. Ve fakat, katip şüpheli kısmına kimin adını yazıyorum deyip de savcı benim ad-soyadı verince, hoyda breh diye kıpraştı yüreğim, noluyor yahu? derken, savcı nihayet beni arayan kişinin ismini açıkladı: İsmin ilk hecesini söyleyince, geri kalan hece ve soyadı ben tamamlayıverdim hemen. Zira, iki yıl önce dosyası bize gelen, çoook dramatik bir öykünün müsebbibi, çok yoran bir adam! İşi gücü yokmuş gibi benle uğraşan bir adam! Yabancı uyruklu eski eşiyle aralarındaki velayet davası gazetelere de yansıyan, çok belgeli, çok içerikli, çok ağır, çok kalın bir velayet dosyasıydı. Dosyada uzman raporu başrol oynadığından, tüm bağlantıları ben kurup görüşmeleri ben yaptığımdan ve raporu da ben kaleme aldığımdan adam üç imzalı raporu tabii ki bana mal etmiş, çocuğun anneye verilmesi görüşünde bulunarak aleyhine yazdığımız rapor üzerine, adamın avukatı duruşmada "psikoloğunuz rüşvet almış!" diye abuk subuk mesnetsizce celallenmiş ama tabii ki eski süpper hakimim Mustafa Bey'in gazabıyla geri püskürtülmüş, bu sefer adam beni söylemediği şeyleri rapora yazmışım iddiasıyla savcılığa şikayet etmiş, o sırada hakim de çocuğun anneye verilmesine karar verip dosyayı bitirmiş, bu esnada savcılık tabii ki benim hakkımdaki asılsız şikayet üzerine takipsizlik kararı vermiş, sonrasında da Yargıtay, kararı iki düzeltme itirazında da onaylayarak, çocuk en nihayetinde anneye teslim edilmişti. Edildiğini gazetelerden öğrendim ben gerçi. Neyse işte, Eylül'de gelen telefon üzerine bu adamdan da şüphelenmiştim ve fakat ODTÜ'nün müstesna mühendislik bölümlerinden birinden mezun olup da, afilli bir holdingte görev yapan bu afilli adamın tutup da öyle abuk subuk küfürler-tehditler etmeyeceğini/ettirmeyeceğini, benimle daha sofistike düzeyde uğraşacağını (nasıl olcekse bu?) düşünmüştüm. Ayrıca, özel numaradan da arasa, savcılığın numarayı tespit edebileceğini tahmin edebilmesi gerekirdi. Ben bir yandan şaşırmadım, öte yandan da çok şaşırdım niyeyse. Olayın özü ise, adamın adı netleşince başbelam olarak, savcılık ifadesini almak için çağırtmış, adam da yok ben aramadım, yok iftira diyerek, kendisine iftira atmış olduğum gerekçesiyle bu kez benden şikayetçi olmuş! Hey yalebbim! Bu yüzden şüpheli konumunda ifadem alınıyormuş meğer. Ben de la havle çekip, savcının karşısında gayet helecanlı, kafası karışık, şaşkın ve bıkkın bir psikolog profili çizerek, ifademde, bu adamın adının çıkmasına şaşırmadığımı, daha önce de beni şikayet ettiğini, telefondaki sesin bu adama ait olmadığından emin olduğumu, ama bir başkasına yaptırmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, kendisinin aleyhine rapor verdiğimden bana duyduğu öfke ve husumeti anlayışla karşıladığımı ancak tekrar rahatsız edilmek istemediğimi anlatıp, şikayetçi olmayacağımı belirttim vik vik öterek. Savcı da saolsun aynen geçirtti tutanağa. Tabii, şikayetçi olup olmamak konusunda epey düşündüm ay napsam ki diyerek ama objektif savcı bir yüz ifadesi bile takınmadı fikrimi netleştirmeme yardımcı olacak:) Gerçi ilk şikayet esnasında da uzlaşma kağıtlarını imzalamıştım zaten, ne uğraşcam elin antisosyaliyle! Adam bir de utanmadan zeytinyağı gibi üste çıkıp, iftira diye şikayetçi olmamış mı, tam kafa kırmalık!Neyse yapacak bir şey yok. İçimi en çok rahatlatan, çocuğun şimdi annesiyle birlikte yaşıyor olması. Ne kadar isabetli bir karar verdiğimi de bir anlamda teyit etme imkanı sağlamış oldu bu olay:)
Her olaydan olumlu bir ders çıkaran Polyanna arkadaşınız.
Şimdilik hoşçakalınız.
27 Mart 2008
Saçmalardan Seçmeler
08 Mart 2008
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
"Kadın olduğum için bana reva görülen haksız ve insafsız erkek baskısına karşı, benim yaşadığım topraklardan binlerce kilometre öteden bir kadın eli bana uzanıyorsa, başka bir ulustan, başka bir sınıftan, başka bir etniden bir kadın benim derdime derman olmak için harekete geçiyorsa, sorunlarımızı çözmek için en iyi stratejiyi bulmuşuz, en iyi örgütlenmeyi geliştirmişiz demektir."Şirin Tekeli
06 Mart 2008
Birbirimize Sahip Çıkıyoruz!
Kol kola yürüyemediğimiz bir “kamusal alan” , bizim “kamusal alanımız” değildir!
Bizler inançlı- inançsız, örtünmeyen-örtünen, kadın hak ve özgürlükleri anlayışı içinde "sen varsan ben yokum" demeyen kadınlar olarak;
Başörtülü kadınların; cahil, yobaz, fesat, takiyyeci, fırsatçı, örümcek kafalı gibi sıfatlarla bir "islami robot" imajıyla değerlendirilerek, ırkçı yaklaşımlarla şiddete maruz bırakılmalarına karşı çıkıyoruz. Başörtüsüz kadınların; cinsel meta, teşhirci ya da bir tahrik mekanizması gibi cinsiyetçi yaklaşımlarla değerlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kadınlar arasında yaratılan uçurumların kadınların ezilmesini ve sömürülmesini kolaylaştırdığını biliyoruz. Ve kadınlara uygulanan baskıların üstesinden, ancak barış ortamında, hak ve özgürlüklerin uygulanmasıyla gelinebileceğini düşünüyoruz.
Biz her türlü ayrımcılığın ve adaletsizliğin karşısında olan kadınlar, “kadının yeri kocasının dizinin dibi” anlayışıyla bizleri yok sayan, “genel ahlak” düzenlemesiyle ayrımcılık yapan, kadın özgürlüğüne sınırlar getirmek isteyen bir "er meydanı" olarak devletin kadınlara yönelik her türlü yasağını ve baskısını reddediyoruz. Biz kadınlar; birilerinin bedenimizi modernite, laiklik, cumhuriyet, din, gelenek, görenek, ahlak, namus ya da özgürlük adına denetlemesini istemiyoruz.
"Herhangi birini yok saymak, onu kendi varlığından kuşku duymaya yöneltir"
Hannah Arendt
Çünkü biz kadınlar, farkında olduklarımızla yan yanayız!
http://birbirimizesahipcikiyoruz.blogspot.com/
destek ve imzalamak için: eğer "ben de varım" diyorsanız birbirimizesahipcikiyoruz@gmail.com adresine adınız-soyadınızı yazarak bir mesaj atın.